It's A Free World 2007 http://rapidshare.com/files/161425780/Sorry-I-Love-You-Ost.rar | 65479 KB sorry i love you albüm şifresi:www.koredizileri.com http://rapidshare.com/files/227895105/1_May__305_s_mar__351___305__AB_ZER_Karako__1977_an__305_s__305_na.mp3 | 6947 KB 1 mayıs mp3 indir marşını ilk söyleyen halk ozanlarından Abuzer Karakoç'un tınısıyla 1 mayıs
Anlamıyorlar biz yoksak gökyüzü çıplak kalır, kentleri susuşlar kanatır, beni gömmeyin, susmaya gömülmeyin, susmak yanılsamadır..
Tür :Macera
Yönetmen :Thomas Whelan
Senaryo :Thomas Whelan
Yapımcı :Kyle Dean Jackson, Emyr G. Graciano
Görüntü Yönetmeni :Lawson Deming
Müzik teve Bartek
Yapım Yılı : 2008
- Hayır, ben hamileyim. Altı tane test yaptırdım ve hepsi pozitif çıktı.
- Sanırım negatif demek istedin.
(Filmden)
EN-DİREKT SERBEST VURUŞTA PAS VERECEK ARKADAŞINI BULAMAYANLARA BİR MASAL…
Alfabe,
tutunmamakla tutunamamak arasındaki farkla başlar, başlamaya
cesaretiniz varsa: “A”, ters çevrilmiş (ve küçük yazılışıyla yan
dönmüş) başıyla mağrur bir öküz, Melih Cevdet Anday’a göre “Anadolu’ya
yazıyı öğretmiş kutsal bir hayvan… tarlada bir aşağıya, bir yukarıya”
geziniyor; “… hem yukarıdan aşağıya hem aşağıdan yukarıya okunabilen
Hitit yazısına da öküz yolu deniliyor.” Tutunamazsanız yürümeye devam
etmek zorunda kalırsınız ve yürüdüğünüz yol bir şeyler anlatmakta olan
bir yazıya dönüşür; geriye doğru, ama geçmişe doğru gitmeyen. Voksne
Mennesker’in Daniel’i yürüyor; yürümediği zamanlarda ise en az kendisi
kadar kıvrak (ve doğrudan kendisine yöneltilmeyen trafik
yönlendirmelerine bile özenle uymayan) küçük otomobilini kullanıyor:
Ama mutlaka “kıvrak”: Bu kıvraklığı çekip gitmenize engel olacak hantal
yüklerin bir hafifletilmesi biçiminde de yorumlayabilirsiniz: 1995
tarihli Michael Mann yapımı olağanüstü suç filmi Heat’in
başkarakterlerinden biri Neil McCauley bu tür bir hareket kabiliyetini
“bir kadın” dahil hiçbir şeye sahip olmamakla kazanmasıyla övünür; yani
“kaçmak” amacıyla. Dagur Kari’nin Daniel’inin böyle bir derdi yoktur;
yine de Niel ile aynı kaderi paylaşır: Kendiliğindenlik onlara önce
başkasının yokluğunu, ardından kendisini getirir. Niel onu yavaşlatan
“sevgi malzemesi” sayesinde değilse de, yakalanır, çünkü kaçmaktadır;
Daniel için kaçmak da yakalanmak da söz konusu değildir, çünkü
“yazıları” okumakta ve “sesleri” duymakta özenle zorlanır. Boynunda
sürekli bir kulaklık vardır; bu sadece dışarının seslerinden
korunmasını sağlamaz (ki zaten bilinçli bir korunma değildir), aynı
zamanda diğerlerinin o anda duymadığı sesleri de duymasını sağlar ve bu
da hayatta kalmasına yeter. Peki bu kadar basit mi? Elbette değil: Daha
da basit aslında. Korkunç derecede, acıklı derecede basittir olan
biten: Yazının sonunda sormamız gereken hayati bir soruyu aniden
soruyoruz: Noi Albinoi mu daha karamsar bir filmdir, Voksne Mennesker
mi?
Hareket yeteneği bir yana, Kari’nin yöntemi, yani “bir şeye
sahip olursanız ne olur, olmazsanız ne olur?”u göstermek ve sanki bu
kip olumsuz çekimlendiğinde ortaya çıkacak doğaçlamadan bir şenlik
çıkarmak gibi görünüyor. Bu doğaçlamanın sonucu çoğu kez sorunların
kendiliğinden çözülmesi ya da olayların bir biçimde raya girmesi
oluyor, yani gündelik hayatta ölesiye korktuğumuz şeyler. Kabaca kumar
oynamaya benzeyen (lütfen Noi’nin kumar makinasıyla ilişkisi
anımsansın) ama büyük ödülün “kazanma” fikrine getirilen bir eleştiri
olduğu, bir tür kumar. Gerçekten de Dagur Kari “yaşam tarzı” denen
şeyin nasıl sözcüklere ya da kuramlara gereksinim duymadan bir eleştiri
haline gelebileceğini neredeyse her beş dakikada bir göstererek şok
dalgaları yaratıyor. Bir iyi şey oluyor bir kötü şey: Hayat birşeyler
alıyor ve birşeyler getiriyor; Daniel o kadar “yaşamakla” meşgul ki
bunların dökümünü yapmaya fırsat bulamıyor. John Lennon’ın ünlü “Hayat
siz gelecek planları yaparken geçip giden şeydir” vecizesini çok iyi
anlamış gibi Danniel.
Filmde diğer ucu temsil eden ve çoğu kez
abartılı biçimde (girdiği markette bile) yapayalnız resmedilen Yargıç
karakterinin trajedisi gerçek bir trajedi olarak, fazla oynanmadan
bırakılmış ve yargıcın hayatının kendi ironisini bizatihi izleyicinin
“yargıda bulunmasının olanaksızlığı”yla ortaya konmasına çalışılmış
sanki: Özellikle adamın yerden bir karış yükselebilmesi ancak alkolsüz
içecek alamaması, yerden bir karış yükselebilmesi ama adalet
dağıtamaması (ya da adalet dağıtmanın da böyle, fantastik bir iş
olması), yerden bir karış yükselebilmesi ama balon şişirememesi gibi
birçok acıklı durumu Yargıç bir süre sonra o kadar yoğun yaşamaya
başlıyor ki, insan Dagur Kari’nin yan karakter diye bir şeyin varlığını
kabul etmediğini, sadece bizim izleme refleksimiz “baş” karakterler
aradığı için bunu görmekte zorlandığımızı, ortada benzerliklerin
farklılığı ve farklılıkların benzerliğinden başka bir şey olmadığını
düşünmeye başlıyor. (Balon sahnesi Noi Albinoi’deki “kan gölü”ne
karşılık gelir mi bilinmez, ama dikkatli izleyiciler patlama ile
sarsılan kameranın patlamaya tepkisini 1980 yapımı Kubrick şaheseri The
Shining’deki kameranın Jack Torrance’ın baltasına verdiği tepkiyle
karşılaştıracaktır.) Çağdaş sinema için aslında ne bulunmaz bir nimet,
ortalığı bu denli karıştırabilmek. Kari de bunu sürdürecek gibi
görünüyor; çünkü kendine saplanıp kalmıyor: Tutunamayan karakterinin
bile üzerinde oynayarak. Tutunamamanın sınırlarını çizmeyerek. Daniel,
Noi’ye göre daha fazla şeye sahipmiş gibi görünse de aslında daha fazla
umuda sahip değil. Ama neye sahip Daniel? Babasının üzerinde resmen
ticari olarak hak ettiği bir yakışıklılığa, temelde Dede’ye ait olan
bir aşk nesnesine (daha doğrusu arzu nesnesi olmaktan özne olmaya
evrilen bir aşığa, yani belki de Kari’nin “tezgâh arkası güzel kız”
imgesine), evsahibi tarafından satışa çıkarılan eşyalara vs… Aslında
ortada belgisiz bir iyelik dolaşmaktadır ve Daniel bu iyeliği her
seferinde ucu ucuna ya yakalar, ya yakalamaz; Noi aynı çıkmazın tam zıt
ucunda bir karakter olarak hareket eder oysa: Mülkiyetlerinden bilerek
uzaklaşmak istemekte ve bu yolculuğun adını “kaçmak” olarak
koymaktadır. Çünkü sürdürdüğü taşra yaşantısının tekdüzeliğine bir
şenlik havası getirmenin yolu budur: Bankadan yasal yollardan da para
çekebilir ama çalmaya çalışır, babasının arabası elinin altındadır ama
başka bir araba çalar, kapıyı da çalabilir ama çatıdan girer, açıkça
gerek yokken gizlenir vs… Noi’nin hareketini güdüleyen şey karşı
duruştur, bu konuda dikkati çok ender dağılır. Daniel ise karşısındaki
iktidarı bu kadar “bile” muhatap almaz; bir karşı duruşun bile bir esas
duruşa dönüşme ihtimalinin olduğu yerde onu evrilirken görmeyiz, sadece
karşı şekilde görünür, ortaya çıkar ve hikâyeyi sürdürür. Noi’nin
hikâyesinin aksine, Daniel mahkemeye çıktığında bile otoriteyle
karşılaşmaz: Sadece bir birimden diğerine, fazla sosyallikten sosyallik
dışı alanı artık tanımlayamayan Avrupa bürokrasisinin çarkları içinde
gerektiğinde yürür. Zaten film de bu sahnelerle açılır: Bir memur
Daniel’i borç konusunda bilinçlendirerek borçlandırmaya çalışır ama
Daniel meseleyi ısrarla anlamaz; hâttâ memurun memurluğunu bile pek
kaale almaz ve onunla paylaşmaması gereken sıyrılma yöntemlerini
paylaşır. Yani kimi zaman, sadece kendine çeki düzen vermiş halinin
görülmesinin bile iktidarı bâki kıldığı noktaya karşı bir tür doğal
direnç gösteren saflığın, Dogma’nın ünlü “gerizekâlılarının” tavrına
benzer bir tavrın hem Daniel’in bence ileride kült olacak “7 dolar”ıyla
hem de “manipülatif mücadele” yöntemi olarak Dagur Kari’nin
sinematografisiyle anımsanacağını varsayabiliriz. Bu manipülatif tavrı,
yani “sistemin” fiyakasını bozmak, zavallı ciddiyetini ciddiye almamak,
görme biçimleri edinmek kadar ideal körlük biçimleri de geliştirmek
gibi uzantılarıyla birlikte anlaşılmalı elbette; asla Michael Moore
tarzı bir propagandist kurgu anlayışıyla değil. Nitekim, karaktere
dönersek, Yargıç olaya bu varolmayan (ama aynı zamanda Daniel’le
gizemli bir bağı olan) otorite açısından bakma olanağı veriyor bize:
Yargıç alışveriş için girdiği markette muhatap olacağı kimseyi
bulamıyor ve (ç)almak zorunda kalıyor; bir bakıma “çalanların”
muhatapsızlığını deneyimliyor, bir bakıma ise hayata kudretin bakış
açısından, bir kâbus gibi bakıyor: Yani büyük kudrete sahip olanın
zamanla kendi kudretinden başka bir şeyleri görmekte zorlanmasının
yarattığı etkiyle, yine de biraz insan kalmış yanı sayesinde “rahatsız”
oluyor. (Bu psikolojinin anlaşılması için The Lord of The Rings’in
yüzüğü kullanma pasajlarının okunması büyük kolaylık sağlayacaktır;
aslında kitabın ötesinde, filmdeki sahnelerin de şaşırtıcı ve
beklenmedik başarısı iş görebilir: Frodo Baggins yüzüğü kullandığında
görünmez olmakta ama aynı zamanda bir çeşit kör olmaktadır. Çevresi
bulanıklaşır, algısı zayıflar, hastalanır ve yüzüğün efendisinden başka
bir şeyi görmekte zorlanır. Biz kitabın hastalıklı “fan”larını öykünün
filme uyarlanamazlığı konusunda inatçı yapan şeylerin başlıcalarından
biri de bu etkinin verilmesinin olanaksızlığıydı; lakin Peter Jackson
en azından bu konuda bizleri utandırmıştır.) Yargıç’ın rahatsızlığının
sonucu da rahatsız, şok edici bir sonuç oluyor ve Yargıç marketin
kapısından çıkarken güvenlik kamerasına el sallıyor. Bu sahne, çok
özgün olmasa bile (ki Natural Born Killers’tan The Lost Highway’e dek
bir dizi filmde kameranın bu işlevi kullanılmıştı) o kadar dramatik bir
etki yaratıyor ki, yine yan karakterlerden birinin öyküyü serimlemekte
baş karakterden daha elzem hale geldiğine tanık oluyoruz.
- Hayır, bu direkt serbest vuruş
- Hayır, endirekt!
(Filmden)
Ve,
borozanlar çalsın, eski-Tarantinovari has geyiklerin ve fena halde
efsanevi Walter Sobchak’e benzemenin anıtı, Dagur Kari’nin müthiş “yan”
karakterlerinden biri, Dede: O kadar çok renkli, o kadar çok
hastalıklı, o kadar müthiş, o kadar hoşgörülü bir karakter çizilmiş ki,
Dede, tüm filmin odağını kendi yorumlarına kaydırabilecek kadar güçlü
hale gelmiş. Dede, uyku araştırmaları yapan bir laboratuarda
çalışmakta, futbol hakemi (yani otorite) olmak istemekte, Musa’nın ünlü
10 Emir’ini sırasıyla çiğnemek istemekte, anımsamadığı yataklarda
uyanmakta, asla Daniel’e eşlik etmemesi bir yana, onu peşinden
sürüklemekte ama “aşırılığı” yüzünden genelde çuvallamaktadır: Örneğin
fazla otorite olduğu için hakemlik sınavı esnasında baskı unsuru olan
güzel kızlardan kurulu deneme takımıyla bile baş edemeyişi, aslında
futbol dışındaki hayatta da (böyle bir hayat varsa) aynı kızlarla baş
edemeyişi ile hemen hemen aynı acıklı duruma tekabül eder: Dede bu
açıdan hem Walter Sobchak Hazretleri’ne dönüşerek Daniel’i Dude’a
dönüştürür, yani kontrastı arttırır, hem de bir nevi karşı komşu
Kramer’a dönüşerek Daniel’e hayatla ilgili sosyal teknoloji konusunda
yol gösterir: Örneğin, Daniel’in ilerideki sevgilisi Franc’la ilk
tanışan Dede’dir ve Franc’ın kafası iyiyken söylediği “Seni
Seviyorum”dan öyle korkar ki, arkasına bakmadan kaçar; Daniel de
Franc’la böyle tanışır. Dennis Hooper’ın bir yerlerde “Bir aşk mektubu
nedir biliyor musun dostum? Kahrolası namludan çıkmış bir kurşundur”
dediğini hayal meyal anımsıyor gibi olanlar Dede’nin kaçışını anlamlı
bulacaktır. Her durumda, Daniel o zamana kadar sadece parayla
başkalarının aşklarını duvarlara resmeden biriyken, tıpkı yazının
başında andığımız Neil gibi hareket kabiliyetini yitirir. (Oysa Noi’nin
Iris’i hareketi ortaya çıkaran unsur olmuştu.) Ani “seniseviyorum”un
sonrası, Franc’ın kusup sızmasıyla yatakta refleksif sarılmaya
dönüşünce Daniel’in kafası karışır ve filmin çözülüş sahneleri de bu
kafa karışıklığı sayesinde mümkün olur: Daniel artık korkmaktadır.
Franc’ın varlığına karşı koyamaz. Onu görmek zorunda kalır. Franc’ın
kafası fazla karışık annesinin ve ev atmosferinin yarattığı bütün o
Eraserheadvari ortamın içine kendi ailesinin içine girmediği kadar
girer; hâttâ Franc’ın büyükannesinin şok edici derecede ani ölümüne
tanıklık eder ve “onun” evine bile yerleşir. Bu dökümü filmi anlatmak
için yapmıyoruz kuşkusuz: Daniel’in varlık alanı ile özgürlük alanı
arasındaki sınır hem Dagur Kari’nin kafasında, hem de senaryosunda
Franc sayesinde çizilmeye başlanır: Başkalarının aşklarını duvarlara
çizen adam arkadaşının aşkıyla sevgili olur ve sevgilisinin merhum
büyükannesinin evine yerleşir: Daniel halen güvendedir aslına
bakılırsa; henüz kendiliğindenliğin alanını yitirmiş değildir. Ta ki
baba olma olasılığının, yani dünyada parmak izi bırakma tehlikesinin
ortaya çıkışına kadar: Doğacak bir çocuk, direkt serbest vuruşu
endirekt hale getirir.
Daniel kaçar. İspanya’ya kadar kaçar.
Otobüsünden “çölde” iner; çünkü alışık olduğu doğal yaşama ortamıdır
çöl. Noi’nin karlarının ve Daniel’in kumlarının yarattığı yüzey
sonsuzluğu işaret eder. Çölde karşılaştığı dervişimsi yaşlı adamla dil
yüzünden kuramadığı ilişkinin benzerini de Franc’la telefonda yaşar;
ankesör jetonlarını yutup durur. Sonrasında kendini Franc’la birlikte
sabah kürtaja gitmek üzere saatin alarmını geceden kurmuşken bulur.
Dagur Kari insanın kalbini nasıl ikiye yaracağını öyle iyi bilmektedir
ki, sanki izleyicinin yaralar üzerine düşünmesinden çok, gerçekten
yaralanmasını istemektedir. Sonrası, belki üzerinde kitap yazılabilecek
denli uzun, belki de tek kelime edilemeyecek denli kısa olan kapanış
sahneleri: Bir otomobil yolculuğu.
…
Voksne Mennesker
(kişisel olarak benim pek de sıcak bakmadığım kadar) hareketli, girift,
imgelerin birbirlerine doğru çok doğrusal olarak ilerlediği,
siyah-beyaz çekimin dikkati odaklamak amacıyla mı, dağıtmak amacıyla mı
yapıldığına karar verilememiş gibi duran, asıl baş rolün “ışık”
huzmeleri olduğu, hiçbir şeyi havada bırakmaya cesaret edememiş gibi
görünen ya da hiçbir şeyin o kadar da havada olmadığını savlayan,
Dede’yi izleyiciye göz alıcı biçimlerde sunan ve onun yokluğuna
neredeyse ağıt yaktıran bir “flaneur” güzellemesi: Tutunmayabilmenin
koşullarının el yordamıyla araştırılması ve araştırma çizgilerinin
çizim üzerinde bırakılması. Şimdiki zamanın sinema tarihi açısından
Dagur Kari’nin varlığının büyük bir şans olduğunu anımsatan bir Albinoi
II. Dahası, Michel Gondry’nin Eternal Sunshine of The Spotless Mind’da
denediği, aşk etkilerinin görselleştirilmesini de bir adım öteye
taşımayı başarmış, Gondry’nin “yıkılma” deneyimi olarak ele aldığı
şeyin “farklılık” tonunu ortaya koymasıyla da bana kalırsa
“main-stream”den sapmayı başarmış. Ne de olsa konuşmanın olduğu kadar
görmenin de bir dili vardır ve gördüklerinize dikkat etmelisiniz; ideal
bir körlüğünüz yoksa.
İskandinav yönetmen Dagur Kari’nin filmi, onun bütün bildik
öğelerini içeriyor: eğlenceli diyaloglar, alışılmadık bir mizah
anlayışı ve bütün bunların yanında kahramanlarının duygusal
dünyalarının derinlemesine bir incelemesi.
Şehrin duvarlarına resim yaparak hayatını kazanan bir grafiti sanatçısı
olan Daniel’in geçtiğimiz dört sene için tüm kazancı sadece 7 dolardır.
Herkesten farklı bir boyutta yaşayan Daniel, bir gün pastanede çalışan
bir genç kız olan Franc ile tanışır ve ikisi birbirine aşık olur. Ancak
ortada ufak bir sorun vardır. Daniel’in en iyi arkadaşı olan Büyükbaba
da aynı kıza aşıktır.
‘Albino Noi / Buzdan Hayaller’ filminin yönetmeni Dagur Kári’den,
kalıpların dışına çıkanları anlatan, dramatik öğeler de içeren hafif
bir aşk hikâyesi ve alışılmışın dışında bir komedi.
“Benden baba olmaz, gazete bile okumuyorum, başbakanın adını bile bilmiyorum.”
Filmin müziklerini, ‘Buzdan Hayaller’in de müziklerini yapan Dagur
Kári’nin kendi grubu slowblow bestelemiş. Cannes Film Festivali’nin
‘Belirli Bir Bakış’ bölümünde gösterilen ‘Tutunamayanlar’, sorumsuz
grafiti sanatçısı Daniel, en az onun kadar umursamaz Franc adında bir
kız, ‘Büyükbaba’ yani Roger, uykusuzluk çeken bir yargıç ve küçük bir
Fiat 500 hakkında bir öykü.
“İnsanlık, dünyanın dört bir tarafına yayılan bir hastalık. Bunun bir parçası olamazsın. Ne kadar sorumsuzsun.”
Franc ve Daniel, sorumluluktan ve bağlanmaktan alabildiğine kaçar,
Büyükbaba ise bütün kurallara uymak ister; bir yargıç, Daniel’i
duvarlara yazı yazmaktan suçlu bulur ama adliyeden çıkar çıkmaz, işini,
ailesini, her şeyi geride bırakmaya karar verir.
FİLMİN ÖYKÜSÜ
Daniel şehrin duvarlarına resim yaparak hayatını kazanan bir grafiti
sanatçısıdır. Maalesef Daniel’in geçtiğimiz dört sene için tüm kazancı
sadece 7 dolardır. Vergi dairesindekiler Daniel’in durumundan
şüphelenmeye başlarlar. Aslında ev sahibinden, polislere herkes
Daniel’in varoluşunu sorgulamaktadır. Ancak müzikçalarının
kulaklıklarını kulağından hiç çıkarmayan ve Fiat 500’ü ile şehri
turlayan Daniel herkesten ayrı bir boyutta yaşar gibidir.
Daniel bir gün pastanede çalışan bir genç kız olan Franc ile tanışır ve
ikili birbirine aşık olur. Ancak ortada ufak bir sorun vardır.
Daniel’in en iyi arkadaşı olan ‘Büyükbaba’ da aynı kıza aşıktır.
Hayatları boyunca hep kaybedenler tarafında bulunmuş olan Daniel, Franc
ve ‘Büyükbaba’ zaman içinde seçimler yapıp büyümek zorunda
kalacaklardır.
“Araştırmalara göre normal bir insan, bir gün içinde
‘On Emir’den en az 3 ya da 4 tanesini çiğniyormuş.
Hadi şehre gidip bir gecede hepsini çiğneyelim.”
YAPIM HAKKINDA
İlk filmi ‘Noi Albinoi - Buzdan Hayaller’ filmi ile sinemaseverlerin
kalbinde taht kuran genç yönetmen Dagur Kari’nin, ikinci filmi ‘Voksne
Mennesker - Tutunamayanlar’ yeni yılda Türk izleyicisi ile buluşuyor.
Dagur Kari henüz ikinci filmini çekmiş bir yönetmen olmasına rağmen,
hem hikaye anlatımı hem de görsel seçimleri ile sıradışı bir yönetmen
olduğunu ortaya koyuyor.
Dagur Kari’yi benzersiz kılan unsurların başında filmlerine hakim olan
özgün mizah duygusu geliyor. ‘Tutunamayanlar’ da ‘Buzdan Hayaller’ gibi
hayata bir yerinden dikiş tutturamayan karakterlerin modern hayat
içinde var olma serüvenlerini, samimi ve esprili bir dille anlatıyor.
YÖNETMENİNDEN ‘TUTUNAMAYANLAR’ ÜZERİNE ...
Kendi çevremizden tanıdığımız belirli bir tür genç insanın hayatını
anlatmak istedim. Hiçbir zaman sorumluluk almayan, topluma ve ve hiçbir
standarda uymayan bir grup insan.
Filmi siyah-beyaz çekmeyi tercih ettik. Prodüksiyon tasarımında ve
kadrajları oluştururken belirgin bir görsel seçime uygun tercihler
yapmaya çalıştık. İnsanların yuvarlak hatları ile içinde rahat
edemeyecekleri kenarlı köşeli iç mekanlar kullanmayı tercih ettik.
Film de tam olarak içinde bulunduğu topluma ayak uyduramayan insanların
hikayesini anlatıyor. Filmin kahramanları ya kendi alternatif
gerçekliklerini yaratıyorlar ya da varolan gerçekliğe kendilerini
uydurmak için didinip duruyorlar. Bu tema ile ilgili referanslarımızın
tümü ya siyah-beyaz filmlerden ya da siyah-beyaz resimlerden geliyordu.
Bu yüzden filmi siyah-beyaz çekmenin doğru olacağını düşündük.
Biçim olarak 60’ların filmlerine selam duran bir film yapmak istedik.
Sinemanın o dönemdeki masumiyeti ve kayıtsızlığı bütün bunlara karşı
biçim ve tarzın baskınlığı bize ilham verdi.
Filmin Künyesi
Tutunamayanlar (Voksne Mennesker - Dark Horse)
Yönetmen: Dagur Kari
Senaryo: Dagur Kári, Rune Schjøtt
Yapımcı: Birgette Skov, Morten Kaufmann
Görüntü Yönetmeni: Manuel Alberto Claro
Kurgu: Daniel Dencik
Yapım: 2005, Danimarka-İzlanda
Orijinal Dil: Danca
Süre: 106 dak.
Tür: Komedi, Dram
İthalat: Bir Film
Dağıtım: Bir Film
Oyuncular:
Jacob Cedergen (Daniel), Nicolas Bro (Büyükbaba), Tilly Scott Pedersen (Franc), Morten Suurballe (Yargıç)
Voksne Mennesker tutnamayanlar 2005 DVDRip Dark Horse
İşsiz ve çaresiz bir gencin ailesi ve toplum içindeki trajikomik dramı ve tesadüfen karşılaştığı bir hayat kadınıyla iletişimi.
yönetmen hakkında
Savaş
Baykal (Diyarbakır, 1978) Ankara’da yaşıyor. Hacattepe Üniversitesi
Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü ve Almanya-Dressden Film ve Sanat
Akademisi Yüksek Lisans mezunu. Film ve resim çalışmalarına devam
etmektedir.
önemli filmleri
Küçük Eller Büyük Oyunlar, 2007, Ankara Barosu Kısa Film Yarışması En İyi Film
Ademin Kaburgası, 2007 Almanya Hoch Kurtz Film Yarışması Mansiyon Ödülü
Complete name : Aeon Flux Turkce by HRG.mp3
Format : MPEG-1 Audio
Family : MPEG-1
File size : 80.1 MiB
PlayTime : 1h 27mn
Bit rate : 128 Kbps
Audio #0
Codec : MPEG-1 Audio layer 3
Bit rate : 128 Kbps
Bit rate mode : CBR
Channel(s) : 2 channels
Sampling rate : 44 KHz
Kusursuz Dünya Kusursuz Suikastçıyla Tanıştı
Ustaca Eğitildi.
Acımasızca Uzmanlaştı.
Başrolünde Oscar ödüllü oyuncu Charlize Theron'un oynadığı Aeon Flux, 25. yüzyıl'da yeryüzünün tek hayat olan şehrinde totaliter kurallara karşı dövüşen bir yeraltı savaşçısını anlatıyor.
Aeon, bu kusursuz ve insanı bunaltacak kadar steril olan hükümeti devirmek isteyen asilerin en büyük umududur.
Tam hükümet liderini ortadan kaldırmak üzereyken Aeon, dünyanın geleceğini tamamen değiştirecek olan bir dizi ürkütücü sırlar perdesini aralar.
MTV'nin büyük beğeni toplayan animasyon serisinden esinlenerek beyazperdeye taşınan bu sürükleyici aksiyon-gerilimi sakın kaçırmayın.
Başroller: Charlize Theron,
Yönetmen: Karyn Kusama,
Kategori: Bilim Kurgu ve Fantazi
Ekran: widescreen
Diller: Almanca: Dolby Digital 5.1, İngilizce: Dolby Digital 5.1,
Alt yazı: Almanca, İngilizce, Türkçe
Yapımcı Firma: Paramount Pictures
Tür : Bilim Kurgu / Macera / Aksiyon
Gösterim Tarihi : 17 Şubat 2006
Yönetmen : Karyn Kusama
Senaryo : Phil Hay , Matt Manfredi
Görüntü Yönetmeni : Stuart Dryburgh
Müzik : Theodore Shapiro
Yapım : 2005, ABD , 93 dk.
Oyuncular
Charlize Theron (Aeon Flux) , Marton Csokas (Trevor Goodchild) ,
Jonny Lee Miller (Oren Goodchild) , Sophie Okonedo (Sithandra) ,
Amelia Warner (Una Flux) , Caroline Chikezie (Freya) , Frances McDormand (The Handler)
Film Hakkında
Geleceğin vahşi derecede fütüristik ve amansız
dünyasındayız. Ahlaki değerlerdeki çöküş hat safhada.
Uzun bacaklı, deri kostümlü seksi kahramanımızın adı
Aeon Flux. O bir casus, o bir katil, o baştan çıkarıcı bir
Monica ajanı! Monica mı? Dev bir duvarla çevrili Bregna'yı
yöneten Goodchild hanedanını devirmeye çalışan gizli bir örgüt.
Güç delisi diktatör Trevor Goldchild tarafından demir
yumrukla yönetilen Bregna. Halkının her ihtiyacını
fazlasıyla karşılasa da, onlara özgürlüğü çok gören
Trevor'un Aeon ile arasında anlaşılmaz bir aşk-nefret ilişkisi var.
Ailesinin hükümet
ajanları tarafından öldürülmesi üzerine Aeon Flux (Charlize Theron)
intikam almaya yemin eder.
Mükemmel topluma karşı mücadele verilen
savaşın ön cephelerinde yer almış iyi eğitimli bir kadın asker olan
Aeon, mükemmel hayat denilen kavramın arka planında
mükemmel bir
yalanın gizlenmekte olduğundan kuşku duyan az sayıda insandan birisidir.
Oktay Özdemir, bekannt aus den Filmen „Schwarze Schafe", „1. Mai
-- Helden bei der Arbeit" und „Knallhart" stellt im
moviepilot-Filmcheck seine Lieblings- und Hassfilme vor und verrät,
warum er „City of God" und „Der Herr der Ringe" liebt, sich vor dem
„Exorzisten" fürchtet und was ihm an „Spiderman" missfällt.
Persönliche
Filmtipps von Filmemachern für Filmfans präsentiert von der
Filmempfehlungs-Community „moviepilot - Filme nach deinem Geschmack".
Michael, annesi ile birlikte onun zengin erkek arkadaşı sayesinde
Zehlendorf'un zengin bir mahallesinde yaşamaktadır. Fakat bu ilişki bir
gün sona erince Michael ve annesi, Berlin'in kenar mahallerinden birine
taşınmak zorunda kalırlar.
Bir yandan annesi ile ilişkisinde sorunlar yaşarken diğer yandan da
okulda kendi çapında egemenlik kurmuş serseri bir grubun baskılarına
maruz kalır. Girdiği ortama ayak uydurabilmek için yasadışı işlere
bulaşmakta gecikmeyen Michael, kısa sürede suç dünyasının derinlerine
dalacaktır...
Einer meiner mehr oder
weniger "seriösen" Kurzfilme, die mit dem Spiel "The Movies" entstanden
sind. Leider gibt es einige Kontinuitäts-Fehler, die zum Einen auf die
Eingeschränktheit des Spiels (nach dem Autounfall steht das Auto wieder
auf den Rädern und Aden verschwindet plötzlich aus dem Auto), zum
Anderen aber auch auf einen Aufmerksamkeitsfehler meinerseits (in einer
Szene trägt eine Polizistin anstelle einer Polizeiuniform einen
Pilotenanzug) zurückzuführen sind
On beş yaşındaki Michael Polischka’nın annesi zengin sevgilisinden
ayrılınca, lüks semtlerde yaşamaya alışmış olan ana oğul, paraları
olmadığı için Berlin’in etnik nüfusu yoğun yoksul mahallelerinden
birine taşınırlar. Onları bekleyen, hiç tanımadıkları bir yaşamdır.
Erol
adlı bir gencin başını çektiği bir grup kabadayı, Michael’ın yeni
okulundaki günlerini cehenneme çevirmeye başlar. Evdeki hayatın da pek
farkı yoktur; nitekim Michael, arayış içindeki annesinin eve getirdiği
erkeklere katlanmak zorundadır.
Genç adam yeni çevresinin
kurallarını öğrenip ufak tefek suçlara bulaşmakta gecikmez. Şehrin
mafya babalarından Hamal ve Barut ile tanışması da şansını açacaktır.
Michael,
yerel uyuşturucu satıcılarına kuryelik yaparken gösterdiği
profesyonellikle ‘yeterince sert’ olduğunu kanıtlar ancak başından
büyük işlere bulaşmakta olduğundan haberdar değildir. Erol ile son
karşılaşmaları, ikisinin de kaderini dönülmez bir şekilde
değiştirecektir.
ÖDÜLLER
56. BERLİN FİLM FESTİVALİ - PANORAMA
FIPRESCI Ödülü
Label Europa Cinemas Ödülü
11. TÜRKİYE/ALMANYA FİLM FESTİVALİ
En İyi Erkek Oyuncu - David Kross
ALMAN FİLM ÖDÜLLERİ
En İyi Film - Gümüş
En İyi Kurgu - Altın
En İyi Film Müziği - Altın
En İyi Yönetmen - Aday
AVRUPA FİLM FESTİVALİ PALIC
Palic Tower Özgün Yaklaşım
KATILDIĞI FESTİVALLER Berlin Film Festivali Karlovy Vary Uluslararası Film Festivali Seattle Uluslararası Film Festivali Melbourne Uluslararası Film Festivali Shanghai Uluslararası Film Festivali Avrupa Film Festivali Palic Cambridge Film Festivali Alman Sineması Festivali Madrid Alman Sineması Festivali Mexico City
Filmin Künyesi
Yönetmen: Detlev Buck
Senaryo: Zoran Drvenkar, Gregor Tessnow
Yapımcı: Claus Boje
Görüntü Yönetmeni: Kolja Brandt
Kurgu: Dirk Grau
Yapım Tasarımı: Udo Kramer
Kostüm: Jale Kustaloğlu
Yapım: 2006, Almanya
Tür: Dram
Süre: 98 dk.
Dağıtım: Bir Film
İthalat: Mars Prodüksiyon
1 MAYIS işçi marşı
Günlerin bugün getirdiği
Baskı, zulüm ve kandır
Ancak bu böyle gitmez
Sömürü devam etmez
Yepyeni bir hayat gelir
Bizde ve heryerde
1 Mayıs 1 Mayıs
İşçinin, emekçinin bayramı
Devrimin şanlı yolunda
İlerleyen halkın bayramı
Yepyeni bir güneş doğar
Dağların doruklarından
Mutlu bir hayat filizlenir
Kavganın ufuklarında
Yurdumun mutlu günleri
Mutlak gelen gündedir
1 Mayıs 1 Mayıs
İşçinin, emekçinin bayramı
Devrimin şanlı yolunda
İlerleyen halkın bayramı
Vermeyin insana izin
Kanması ve susması için
Hakkını alması için
Halkı bilinçlendirin
Bizlerin ellerindedir
Gelen ışıklı günler
Gün gelir gün gelir
Zorbalar kalmaz gider
Devrimin şanlı yolunda
Bir kağıt gibi erir gider
laleler güller günü 1 mayıs
Bir inancın yüceliğinde buldum seni
Bir kavganın güzelliğinde sevdim.
Bin kez budadılar körpe dallarımızı
Bin kez kırdılar.
Yine çiçekteyiz işte yine meyvedeyiz
Bin kez korkuya boğdular zamanı
Bin kez ölümlediler.
Yine doğumdayız işte, yine sevinçteyiz.
Bitmedi daha sürüyor o kavga
ve sürecek
Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek. ZEKi MÜREN-Bir Muhabbet Kuşu ilk plağıdır.